Kayıtlar

adam etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Sirkat Destanı

Tepemde haddini çoktan aşmış tumturaklı bir gök ve hemen altında sehven göz göze geldiğim, sönmekte olan bitap yıldızlar… Gök, haddini her gün tam da bu saatlerde rengini açmak cüretini göstererek aşarken, öldürdüğü binlerce şeyin arasında yalın ayak gezinen kara pelerinli bir cellât. Rengi saatler ilerledikçe açılırken, gezinirken giyindiği pelerinine de bir o kadar kara bulaşıyor. Rengini açtıkça, sabaha karşı kıyısına vuran fikirleri öldürüyor. O kıyıdan izlenilen yakamozu çalıyor cümlelerin içerisinden. Yıldızların yerlerini sorgulayan, ölenler için de yaslar misafir eden gözlerden ferler çalıyor bir bir. Saatler birbiriyle yarışıp bir kazanan belirleme kavgasına düşerken gök, aydınlanmak için geceyi ev belleyenlerin camlarını indiriyor aşağıya. Parçaladığı camların cümlelerinden noktaları çalıyor. Her gün, bir önceki günden daha fazla vurgun yapmış olarak doğuruyor güneşi, sermayesinin üstüne. Gök, binlerce mavi şapkadır diyen şairlerin yüzünü kara çıkartmaya meyledip giyini...

İki Yazgı

İki farklı pencere, iki farklı ışık evrene bir pervazdan yayılan. Onlarca kez denk düşülen ama bir kez olsun idrak edilmeyen. Aynı sokağın iki farklı gece lambası, seyredilen. Yağarken, birbirine asla değememiş iki kar tanesi. Bir vaziyete dâima birlikte ulaşabileceklerken, aniden sola sapıp bir ritmin içinde kaybolanların ezgisi... İki yazgı. Biri eğri; öteki buruşuk iki çizgi.. Güneşin varlığına son vermesine en yakın olduğu saatti belki her ikisinin de o büyük ve heybetli kasvetin içine düştüğü an. Güneşin, sahipliğini üstlendiği yerini bir başka mevcutluğa emanet edip gitmeyi seçtiği vakitte, onlar da birbirlerine emanet etmeleri gereken adımlarını koydular ceplerine. Hasbelkader saklamaktı bu belki de. Ceplerinin delindiğinden habersiz, hızlandıkça hızlandı ikisi de... Birinin nefesi onu loş bir ışığın altında, yarı yolda ince ama tok bir keman sesinin dağılışında bıraktı; ötekini daha yolun başında bir bankta öylece, soğukla gecenin sarsıntıyla birlikte birbirine kavuşmasınd...

176 İhtilâli

Aylardır bir ses bekliyorum. Kendimden, sizden, birilerinden, bir şeylerden... beni yeniden kaleme sardıracak bir ses, bir inleme, bir cümle. Öyle bir cümle olsun istiyorum ki bu, aynı anda aklımdan yüzlerce cümleyi ayaklandırsın. Aynı anda galeyana gelsin tüm kelimeler. Kaoslar çıksın zihnimde. Odalar kurulsun, soğuk soğuk karanlıklar dizilsin heybeme, zaten olanlardan farksız. Yeni bakışlar, yeni göz devirişler uyansın uykularından. Bana öyle bir cümle verin ki, o cümle ruhumun ülkelerini bağımsızlık savaşlarına tutuştursun. Bir millet peydâ etsin içimde. Bir cümle verin bana. Ellerime kelimeler çizin. Kayıp koridorlarımda yankılanan sesim bastırılsın. Geceyle gündüzü kavuştursun o cümle. Ayakları yere bassın. Elleri çiçek tutsun. Nefes alsın... Bana bir cümle verin. Boğazımda istiflenmiş korkularımı katlasın. Bir cümle verin bana. Gözleri hiçbir kargaşaya maruz kalmamış nefeslerin önüne bırakayım. Hiç var olmamışların seslerine dağ olsun, yankılandığı geceye kucak olsun, hırslarda...