Kayıtlar

hayat etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Tanışmışlık

Birkaç sayfa karıştırdım. Geceden söktüğüm yıldızları sazlıkların arasından bir bir çıkardım, diktim birkaç cümlenin eteğine. Söktüğüm yıldızların yerine karıştırdığım sayfaları astım. Sonra paslanmış ruhuma giydirdim o birkaç cümleyi. Durdum, bir ince karahindibayı düşündüm. Bir ince kardeleni, cılız dağ çiçeklerini... Kendilerinden en umutperver hislerle faydalanışımızı. Yığınla, gelecek zamanların hırsları arasına serpiştiridğimiz bir elin parmağını geçmeyecek kadar az olan masum anlarımızı. Son sakin kalışlarımızı. Her ânın bir şeyleri son kez yaptığımız an olarak kalabileceği ihtimalini. Kendimize yetişmek için hıncahınç doldurduğumuz göğsümüzün sert ve dayanılmaz şişkinliğini düşündüm... Ne kadar olmuş içe dönmeyeli, ne kadar olmuş kendimizi kalabalığın boğucu rutinine alıştıralı, kalemi parmaklarımın arasına aldığımda satırların başını besleyen ağrılara süt gibi çarşaflar giydireli... Çokluğun içine karışırken, azlığın büyümesini hızlandıralı ne kadar da uzun zaman olmuş. Durgun...

Bazı Karanlıklar

Bazı karanlıklar düşüyor peşime. Gece boyu, arkama bakmadan bazı karanlıklardan kaçıyorum soluklanmadan. Sanki dursam, sanki bir kez dinlenmeyi denesem, her hücremi sarıp sarmalayacak, içinde kendime bile yer bırakamayacağım bir renksizliğin, cansızlığın, monotonluğun içine hapsolacağım… Oysa böyle değil, severim ben siyah beyazları, onların insanların yüzlerindeki her bir çizgiyi anlamlaştırmasını, olgunlaştırmasını… Severim monotonluğu. Alıştığım yüzler ve mesellerle yaş almayı. Aynı döngünün içinde, fazla insan tanımadan ve fazla hayata karışmadan kendi köşemde yılları atlamayı… Yoruluşum bu saatlerde başlayıp sabahın ilk ışıklarına kadar katlanarak ve kıvrandırarak devam ediyor. Ne yana dönsem, çivili duvarlar, tahtalar, kapılarla karşılaşıyorum. Yılmadan, çivili bile olsa hangi kapıya koşsam çalmak için, ardında aynı karanlığa giden yolları görüyorum. Oysa böyle değildi, benim çaldığım kapılar yeşil dağlara uzanırdı, yağmuru tazecik gökyüzünü gösterirdi. Sonbaharla kış arası...

Üç Küçük Beyaz Mum

Tek başımayken beni korkutan, üzen, olmazlıklar ile dolu bir çukura düşmüşüm hissini veren her şey, o manzaranın karşısına geçtiğim zaman sanki üzerimden işinin ehli bir usta tarafından itinayla çekiliyor ve tekrar bana yaklaşmaması, üzerime yapışıp ruhumu sıcak asfaltlar arasında, yer kabuğunun derinlerinde çırpınarak eriyen karanlık gibi eritmemesi için nöbetler tutuyor asırlarca. O manzarayı bir saatlik seyredişim, bin asırlık bir koruma büyüsünün üstüme gizliden gizliye ve usulca salınışına vesile oluyor. Şişenin kapağı bir anda açılıyor ve içinden tüm hayatıma, beni tüm gece hüzünle ve huzursuzlukla düşündüren kaygılarıma parıltılı küçük tozlar halinde erişmeye başlıyor. Havada uçuşan zerrecikler, manzaraya karşı üflediğim karahindibalarını anımsatıyor. Seyrim devam ettikçe ve ben ferahlık abidesinin içindeki labirentleri arşınlamaya başladıkça hissediyorum ve anlıyorum ki insana kendini hissettiğinden farklı düşündüren ya da düşündüğünden farklı hissettiren şey tamamen atmosfer...

Mağlubiyetin Birinci Çağı

Milyonlarca "var"ın arasında seyrediyorum kendimi. Ben neresindeyim tüm bu varların yükünü sırtlamış, uzayıp giden kaldırımın ? Ben neresindeyim ömrümün ? Hangi çağın büyüyüşüne yer açmak istiyor hüviyetim ? Bankların birinde, gecenin üçündeyim. Önümde kurumuş bir demet çiçek, ruhumda açmaya meyletmiş cümleler var. Benim göz kamaştıran zihin karışıklığım, kelimelere koşar adım sığınışım, bu kurumuş yaprakların arasında... Ben neresinden ezberlemeye başlıyorum bu dünyayı ? O köprü bu yaprakların hangi tonunda ? Tüm mevsimlere direnmiş, tüm yağmurlardan sağlam çıkabilmiş bu dal parçaları büyüttü benim nefeslerimi. Cam kenarlarında hiç durmadan sorgularken, hiç durmadan arındırmak isterken kendimi, bir kırmızı balon uzattı parmak uçlarıma... ben aylarca direnişte olup şimdi önümde kırılacak kadar güçsüz düşen şu demetten öğrendim bir düzenin devirdaim ettiğini. Dalındayken canlıydı, renkliydi. Kokusu, kimliği, bir neşesi vardı. Dalındayken hiç olmadığı kadar uzaktı yeryüzünd...