Kayıtlar

varlık etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Kara Delik Göçü

Hayatımda hiçbir şeyin ortasının olmadığını fark ediyorum. Bir şeyler ya hep oluyor ya da hiç olmuyor. Bir şeyleri ya hep çok fazla hissediyorum ya da hiç hissetmiyorum. Bazen dağları devirmem gereken şeylere gözümün ucuyla bile bakmaya meyletmezken, dikkat bile etmemem gereken şeyleri devirdiğim dağlara dönüştürüyorum... Değişiyor muyum yoksa olduğum yerde mi sayıyorum, bilmiyorum. Hoş değişmenin mi yoksa olduğum yerde saymanın mı daha iyi bir şey olduğunu da çözebilmiş değil henüz ruhum. Bunu da ara sıra diğer her şeyi düşündüğüm gibi derin ve yaşamanın hakkını verecek kadar usulca düşünüyorum. Sonra ben bu şekilde bir başıma ara sıralarımı çoğalttıkça, kişilerin ne kadar az düşündüklerini ve hatta az düşünmeyi ne denli sevdiklerini bir dehşet kuyusundaymışçasına aniden fark ediyorum. Bu fark ediş bana kişilerin kendi varoluşlarıyla ilgilerini kendi elleriyle, büyük bir emekle ve inanamayacağınız kadar büyük bir hırsla gün geçtikçe koparışının haritasını çiziyor âdeta. Meselin en kö...

Sirkat Destanı

Tepemde haddini çoktan aşmış tumturaklı bir gök ve hemen altında sehven göz göze geldiğim, sönmekte olan bitap yıldızlar… Gök, haddini her gün tam da bu saatlerde rengini açmak cüretini göstererek aşarken, öldürdüğü binlerce şeyin arasında yalın ayak gezinen kara pelerinli bir cellât. Rengi saatler ilerledikçe açılırken, gezinirken giyindiği pelerinine de bir o kadar kara bulaşıyor. Rengini açtıkça, sabaha karşı kıyısına vuran fikirleri öldürüyor. O kıyıdan izlenilen yakamozu çalıyor cümlelerin içerisinden. Yıldızların yerlerini sorgulayan, ölenler için de yaslar misafir eden gözlerden ferler çalıyor bir bir. Saatler birbiriyle yarışıp bir kazanan belirleme kavgasına düşerken gök, aydınlanmak için geceyi ev belleyenlerin camlarını indiriyor aşağıya. Parçaladığı camların cümlelerinden noktaları çalıyor. Her gün, bir önceki günden daha fazla vurgun yapmış olarak doğuruyor güneşi, sermayesinin üstüne. Gök, binlerce mavi şapkadır diyen şairlerin yüzünü kara çıkartmaya meyledip giyini...

Mağlubiyetin Birinci Çağı

Milyonlarca "var"ın arasında seyrediyorum kendimi. Ben neresindeyim tüm bu varların yükünü sırtlamış, uzayıp giden kaldırımın ? Ben neresindeyim ömrümün ? Hangi çağın büyüyüşüne yer açmak istiyor hüviyetim ? Bankların birinde, gecenin üçündeyim. Önümde kurumuş bir demet çiçek, ruhumda açmaya meyletmiş cümleler var. Benim göz kamaştıran zihin karışıklığım, kelimelere koşar adım sığınışım, bu kurumuş yaprakların arasında... Ben neresinden ezberlemeye başlıyorum bu dünyayı ? O köprü bu yaprakların hangi tonunda ? Tüm mevsimlere direnmiş, tüm yağmurlardan sağlam çıkabilmiş bu dal parçaları büyüttü benim nefeslerimi. Cam kenarlarında hiç durmadan sorgularken, hiç durmadan arındırmak isterken kendimi, bir kırmızı balon uzattı parmak uçlarıma... ben aylarca direnişte olup şimdi önümde kırılacak kadar güçsüz düşen şu demetten öğrendim bir düzenin devirdaim ettiğini. Dalındayken canlıydı, renkliydi. Kokusu, kimliği, bir neşesi vardı. Dalındayken hiç olmadığı kadar uzaktı yeryüzünd...