Kayıtlar

yıldız etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Tanışmışlık

Birkaç sayfa karıştırdım. Geceden söktüğüm yıldızları sazlıkların arasından bir bir çıkardım, diktim birkaç cümlenin eteğine. Söktüğüm yıldızların yerine karıştırdığım sayfaları astım. Sonra paslanmış ruhuma giydirdim o birkaç cümleyi. Durdum, bir ince karahindibayı düşündüm. Bir ince kardeleni, cılız dağ çiçeklerini... Kendilerinden en umutperver hislerle faydalanışımızı. Yığınla, gelecek zamanların hırsları arasına serpiştiridğimiz bir elin parmağını geçmeyecek kadar az olan masum anlarımızı. Son sakin kalışlarımızı. Her ânın bir şeyleri son kez yaptığımız an olarak kalabileceği ihtimalini. Kendimize yetişmek için hıncahınç doldurduğumuz göğsümüzün sert ve dayanılmaz şişkinliğini düşündüm... Ne kadar olmuş içe dönmeyeli, ne kadar olmuş kendimizi kalabalığın boğucu rutinine alıştıralı, kalemi parmaklarımın arasına aldığımda satırların başını besleyen ağrılara süt gibi çarşaflar giydireli... Çokluğun içine karışırken, azlığın büyümesini hızlandıralı ne kadar da uzun zaman olmuş. Durgun...

Kırmızı Koltuk

Geçsen karşıma şimdi, otursan bir koltuğa… Ruhunu izlemeye başlasa ruhum, gönlüm kendisini hapseden bütün karanlıklardan sıyrılıp da şöyle bir ferahlasa. Ellerim tutmaya başlasa yeniden, gözlerim âmâlıktan sıyrılsa. Nefes aldığım esnada tüm hücrelerim yeniden can bulmuşçasına ayaklansa… Sesini işitsem narin narin, bana uzun kısa fark etmeksizin meseller anlatsan. İnsanları konuşsak, kışı konuşsak… Turuncu ışıklardan, mumların kokularından, telaşların renklerinden sohbetlerin kıyısına vursak. Buz gibi havayı ısıtsa karşımda oturuyor oluşun; bütün bir kışı bir ömür katlanılır hale getirse. Hırkamı parmak uçlarıma kadar çekişlerime şahitlik etsen mesela… Geçsen karşıma şimdi, otursan bir koltuğa… Elinde Didem Madaklar, sesinde kadifeden bir tını, korkularıma satırlar okusan. Desen ki bu sensin, desen ki bu benim, desen ki bütün şiirler biziz bu dünyada… Uzadıkça uzasa muhabbetin geceyi aydınlatmaya meyleden pak ipi, derinleştikçe derinleşse aradaki muntazam bağ. Hava koyulaştıkça açsa...

Sirkat Destanı

Tepemde haddini çoktan aşmış tumturaklı bir gök ve hemen altında sehven göz göze geldiğim, sönmekte olan bitap yıldızlar… Gök, haddini her gün tam da bu saatlerde rengini açmak cüretini göstererek aşarken, öldürdüğü binlerce şeyin arasında yalın ayak gezinen kara pelerinli bir cellât. Rengi saatler ilerledikçe açılırken, gezinirken giyindiği pelerinine de bir o kadar kara bulaşıyor. Rengini açtıkça, sabaha karşı kıyısına vuran fikirleri öldürüyor. O kıyıdan izlenilen yakamozu çalıyor cümlelerin içerisinden. Yıldızların yerlerini sorgulayan, ölenler için de yaslar misafir eden gözlerden ferler çalıyor bir bir. Saatler birbiriyle yarışıp bir kazanan belirleme kavgasına düşerken gök, aydınlanmak için geceyi ev belleyenlerin camlarını indiriyor aşağıya. Parçaladığı camların cümlelerinden noktaları çalıyor. Her gün, bir önceki günden daha fazla vurgun yapmış olarak doğuruyor güneşi, sermayesinin üstüne. Gök, binlerce mavi şapkadır diyen şairlerin yüzünü kara çıkartmaya meyledip giyini...

Süreyya'nın Biri

Resim
Birine, nasılsın diye sormanın korkunç (!) ağırlığı altına, kelimenin en doğru anlamıyla, en son ne zaman girdiniz ? Sıfır çıkarla, sıfır takılmayla, en son ne zaman birinin gerçekten nasıl hissettiğini merak ettiniz ? Herkes, herkese rahatlıkla sorabiliyor bu soruyu değil mi ? Bu sorunun heybesinde kendisiyle birlikte getirdiği sorumlulukları farketmeksizin... Herkes herkese bu soruyu, ne kadar yüksek bir uçurumun kenarında olduğunu üstelemeksizin yöneltebiliyor. Nasılsın ? Nasılız ?... Tümünün gerçek cevabını gerçekten sahiplenmek isteyen kaç kişiden duydunuz bu soruyu ? 4 sene önce bugün, içinizden biri, içinizden birinin, sadece çok karanlık bir ortamda düz bir duvara bakıyor diye, aklına düştü. Düştüğü yerde kendisiyle birlikte "Derdi ne ?" Soruları da dolandı ayaklarına. Tam 4 sene önce bugün biri, birinin gerçekten 'nasıl olduğu' telaşına kapıldı... Merak edilen, sorumluluğu alınan, kendilerini gökyüzünün izleyicisi addetmiş Süreyyaların içinden, yer...